1923-1932 DÖNEMİ TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI

1923-1932 DÖNEMİ TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI
Bu dönemde Türkiye Lozan Barış Antlaşması ile çözüme kavuşturulamamış sorunların halledilmesine yönelik politika izlemiştir. Ayrıca komşu devletlerle iyi ilişkiler kurmak, çıkan problemleri barışçı yollarla çözmek ve diğer devletlerle olan ilişkileri geliştirmek hedeflenmiştir.
Türkiye bu dönemde nüfus mübadelesi, yabancı okullar, borçlar ve Musul sorunu gibi meselelerin giderilmesine yönelik politika izlemiştir.
1. Türk – Yunan İlişkileri ve Nüfus Mübadelesi
Kurtuluş Savaşı’nda en önemli mücadele Yunanlılara karşı yapılmıştı. Lozan Barış Antlaşması Türkiye ile Yunanistan arasındaki savaşı sonlandırıp barışı sağlamasına rağmen iki devlet arasında çözülmeyi bekleyen bazı sorunlar bulunuyordu. Bunların başında nüfus mübadelesi gelmekteydi.

Antlaşmanın uygulanmasında Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan Barış Antlaşması’ndaki yerleşik (etabli)deyiminin farklı şekillerde yorumlanmasından dolayı anlaşmazlık çıktı.
İstanbul’da daha çok Rum bırakmak isteyen Yunan Hükûmeti Mondros Ateşkes Anlaşması’nın imzalanmasından önce İstanbul’da bulunan her Rum’un yerleşik sayılmasını istiyordu. Yunanistan, bununla Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmeyi ve göç edecek Rumları yerleştirme sıkıntısından kurtulmayı amaçlamaktaydı. Türk Hükûmeti İstanbul’da yerleşmenin kanunlarla belirlendiğini, İstanbul için yerleşik deyiminin burada sürekli oturanlar için geçerli olacağını, 30 Ekim 1918’den önce geçici olarakgelenlerin bu kapsam içinde olmayacağını ileri sürerekYunanistan’a karşı çıktı.
Anlaşma sağlanamayınca Milletler Cemiyetine başvuruldu. Milletler Cemiyeti, Milletlerarası Adalet Divanı nın görüşünü istedi. Ancak Divan ın yaptığı yorum da anlaşmazlığı gideremedi. Yunan Hükûmeti, Batı Trakya’daki Türklerin mallarına el koyunca Türk Hükûmeti de İstanbul’daki Rumların mallarına el koydu.
İlişkilerin zaman zaman gerilmesine rağmen her iki taraf da silahlı çatışmadan kaçındı. İtalya’nın Doğu Akdeniz’de yayılma girişimleri iki ülkenin birbirine yakınlaşmasına neden oldu. Sorun 1926’da yapılan mübadele antlaşmasıyla giderilmeye çalışıldıysa da 10 Haziran 1930’da Ankara’da imzalanan Nüfus Mübadelesi Antlaşması ile çözüme kavuşturulmuştur. Bu antlaşmaya göre yerleşme tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi yerleşik sayılmış, böylece sorun çözülmüştür.
Mübadele sorununun çözülmesi iki devlet arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlattı. Ekim 1930’da Yunan Başbakanı Venizelos’un Türkiye’yi ziyaretine daha sonra Başbakan İsmet İnönü’nün Atina ziyaretiyle karşılık vermesi iki ülke ilişkilerinin düzelmesini sağladı. Bu yakınlaşma 1934’te Balkan Antantı’nın oluşmasında etkili olmuştur.

2. Türk – Fransız İlişkileri, Suriye Sınırı, Yabancı Okullar ve Borçlar Sorunu
20 Ekim 1921’de Fransa ile Türkiye arasında Türkiye – Suriye sınırının tespitini de ilgilendiren Ankara Antlaşması imzalanmıştı. Sınırtespit komisyonunun kurulması ancak Eylül 1925’te mümkün olurken sınırın çizilmesinde de anlaşmazlıklar çıktı. 30 Mayıs 1926’da, Fransa ile Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi imzalandı. Buna göre taraflar aralarındaki anlaşmazlıkları barışçı yollarla çözümleyecekler ve birine yöneltilen silahlı saldırıda diğeri tarafsız kalacaktı. Hatay hariç Türkiye -Suriye sınırı 1930’da belirlendi.

Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra Türk Hükûmeti’ni uğraştıran sorunlardan biri de yabancı okulların durumudur. Türkiye’de yabancı okulların uyacakları esaslar Lozan’da karara bağlanmıştı. Buna göre bu okullar, Türk kanunlarına ve Türk okullarının uydukları hükümlere uyacaklardı. Türk Hükûmeti okullardaki eğitim – öğretim faaliyetlerini denetleyecekti. Anadolu nun birçok yerinde ABD, Fransa, İngiltere, Almanya ve Avusturya okulları bulunmaktaydı. Bu devletler arasında yabancı okulların haklarını Fransa savunmuştur.
Türk Hükûmeti; 26 Eylül 1925’te bir genelge hazırlayarak yabancı okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya gibi derslerin Türkçe olarak Türk öğretmenleri tarafından okutulması ve Türk müfettişlerce denetlenmesi esasını kabul etti. Yabancı okullar bu genelgeye uymak istemediler. Fransa ve papalığın soruna dâhil olması üzerine Türkiye, sadece bu okulları kendisine muhatap olarak aldığını belirtti. Genelgeye uymak istemeyen bazı okullar kapandı. Geri kalanlar da kapanmamak için kuralları kabul ettiler ve böylece sorun çözüldü. Ancak bu olay Türk – Fransız ilişkileri yanında ABD ve diğer Avrupa Devletleriyle olan ilişkileri de olumsuz etkiledi. Buna rağmen Türkiye, konuyu kendi iç sorunu sayarak uygulamalarına devam etti.
Fransa ile Türkiye arasındaki esas sorun, Lozan Barış Antlaşması ndan geriye kalan Osmanlı borçları meselesi idi. Borçlar meselesi daha şiddetli çekişmelere yol açmıştır. Bilindiği gibi Fransa, Osmanlı Devleti nden en çok alacaklı olan devletti. Lozan da bu sorun ele alınmış olmasına rağmen çoğunluğunu Fransızların oluşturduğu alacaklılarla Türkiye arasında yapılan müzakereler 1928’de sonuçlandı. Ödenecek borcun miktarı ve eşit taksitlerle ödemesi formüle bağlandı. Ancak 1929 Dünya Ekonomik Krizi Türkiye yi de güç duruma soktu ve ödeme güçlükleri ortaya çıktı. Türkiye, borç ödemeyi ertelemek istedi. Alacaklıların itirazı üzerine yapılan görüşmeler sonunda, 1933’te Paris’te yeni bir antlaşma imzalandı ve borçlar sorunu da böylece halledildi. Türkiye 1954’e kadar bütün borçlarını ödedi.

Yine Türkiye’nin Adana – Mersin demir yolunu satın almak istemesi ve Türk bayrağı taşıyan “Bozkurt” adlı gemiyle Fransız bayrağı taşıyan “Lotus” adlı geminin Midilli açıklarındaAğustos 1926’da çarpışmasıyla ortaya çıkan hukuki sorunlar iki ülke arasında gerginliğe neden olmuştu. “Bozkurt -Lotus Davası” 1927’de Milletlerarası Daimî Adalet Divanında Türkiye lehine sonuçlanmış, demir yolu sorunu da 1929’da yapılan birantlaşmayla yine Türkiye lehine halledilmiştir.
Görüldüğü üzere Türkiye ile Fransa arasında çıkan sorunların perde arkasında kapitülasyon sistemi yatmaktaydı. Fransa’nın her şeye rağmen bu sistemi devam ettirmek istemesi ilişkilerin gelişmesine engel olmuştur. Türkiye ile Fransa arasındaki bu sorunlar çözüldükten sonra iki ülke arasında gelişme gösteren münasebet 1936 – 1939 yılları arasında ortaya çıkan Hatay sorunu nedeniyle tekrargerilecektir.
3. Türk – İngiliz İlişkileri, Irak Sınırı ve Musul Sorunu
Lozan BarışAntlaşması Türk- İngiliz ilişkilerinde yeni birdönem başlatmakla beraber, taraflar arasındaki ilişkilerin gelişmesini sağlayamamıştı. Hatta İngilizler, Ankara’nın başkent olmasına karşı çıkmış ve büyükelçiliğini bir süre İstanbul’da tutma konusunda ısrar ederekTürkiye’nin iç işlerine müdahaleci birtutum izlemişti. AncakTürk- İngiliz ilişkilerindeki en önemli mesele Musul sorunudur.
Musul, sahip olduğu zengin petrol kaynakları nedeniyle XIX. yüzyıl sonlarından itibaren Batılı devletlerin ilgisini çekmeye başlamıştı. Özellikle İngiltere, I. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletlerinin diğer üyelerini Musul’un kendisine verilmesi konusunda ikna etmişti. Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte, Türk birliklerinin kontrolünde olan bölge, ateşkesin 7. maddesine dayanılarak 15 Kasım 1918’de İngilizler tarafından işgal edilmiş ve Millî Mücadele sırasında ise düşman işgalinden kurtarılamamıştı. Misakımillî’ye göre 30 Ekim 1918’de fiilî işgal altında bulunmadığından Musul, Türksınırları içerisindeydi.
Lozan Barış Konferansı’nda Türkiye – Irak sınır sorunu görüşülürken Türk heyeti, halkının büyük
. çoğunluğu Türk olan bölgenin Türkiye’ye bırakılması gerektiğini savunmuş, Irak’ı mandası altında bulunduran İngiltere ise Musul’un Irak
ısrarla istemişti. Lozan’da halledilemeyen konu, konferans sonrasına bırakılmıştı. Uyuşmazlığı gidermek amacıyla Mayıs 1 924’te İstanbul’da İngiltere ile başlatılan görüşmelerde İngiltere’nin Irak lehine Hakkâri üzerinde de hak iddia etmesi nedeniyle bir sonuç alınamamıştı. Bunun üzerine sorun Lozan Barış Antlaşması’nın ilgili maddesi gereği Milletler Cemiyetine havale edilmiş,

cemiyet, konuyu Eylül 1924’te incelemeye başlamıştı. Müzakerelerde Türk tarafı daha önceki görüşünde ısrar ederek Musul’da bir halk oylaması yapılmasını istediyse de İngiltere bu talebi kabul etmemişti.
İngiltere, Musul konusunda anlaşma masasındaki uzlaşmaz tavrını sınır bölgesinde organize ettiği kışkırtma hareketleriyle desteklemeye çalışmıştır.AyrıcaAnadolu’da Şeyh Sait İsyanı’nı teşvik ederek sorunu kendi lehine çevirmeyi amaçlamıştır. Milletler Cemiyetinde Musul sorunu görüşülürken Türk -İngiliz kuvvetleri arasında ufak çapta sınır çatışmaları meydana gelmiştir.
Milletler Cemiyetinin konuyu incelemek üzere bölgeye gönderdiği Tahkik Komisyonu’nun Eylül 1925’te cemiyet meclisine sunduğu raporunda Musul’un Irak’ta kalması yönünde görüş beyan etmesi, Türk temsilcileri ve halkı tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştır. Türk tarafının itirazlarına rağmen Milletler Cemiyeti, komisyon raporuna uyarak bölgeyi 16 Aralık 1925 tarihli toplantısında Irak’a bırakma kararı alacaktır.
Türkiye, Misakımillî sınırları içinde olmasına rağmen cemiyet meclisinin verdiği bu karara uymak zorunda kalarak 5 Haziran 1926’da yapılan Ankara Antlaşması’yla Musul’u Irak’a bırakmıştır. Türkiye’nin Musul’dan vazgeçmesinin karşılığı olarak bölgedeki petrol gelirinin % 10’u 25 yıl süreyle Türkiye’ye verilmiştir.AncakTürkiye 500.000 İngiliz sterlini karşılığı bu hakkından vazgeçmiştir.
Böylece Türkiye – Iraksının İngilizlerin istediği ve Milletler Cemiyetinin kararlaştırdığı şekilde çizile¬rek Musul sorunu çözümlendi.AncakTürkiye – İngiltere ilişkileri 1929’a kadarsoğukluğunu korudu.
4. Türk – Sovyet İlişkileri
Rusya I. Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri yanında savaşa katılmıştı. 1917’de çıkan ihtilalle Rusya’da Çarlık rejimi yıkılırken Bolşevikler yönetime hâkim olup Sovyetler Birliği’ni kurdular. Yeni yönetim Brest – Litowsk Antlaşması’yla savaştan çekildi. Ancak Bolşevik yönetimini kendileri için tehlikeli gören İtilaf Devletleri, Çarlık taraftarlarının isyanlarını ve Ruslarla savaşan Polonya ile Baltık devletlerini destekleyerek Sovyetlere karşı saldırgan bir politika izlediler.
Sovyetlere karşı düşmanca davranan İtilaf Devletleri aynı zamanda Anadolu’yu işgale başlamışlardı. Böylece Sovyetler Birliği ve Türkiye’nin mücadele ettiği devletler aynı oluyordu. Ayrıca Boğazların ve Anadolu’nun İtilaf Devletlerince işgali yeni Sovyet devletinin geleceğini tehlikeye düşürüyordu. Sovyet Hükûmeti’nin Türklerin dostluğuna, Türk Hükûmeti’nin de Sovyet silah yardımına ihtiyacı vardı. Bu durum her iki tarafın birbirine yakınlaşmasını sağladı. İki devlet arasında 1921’de Moskova Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile ilk defa Batılı bir devlet, yeni Türk Devleti’ni tanımış oluyordu. Millî Mücadele döneminde Sovyetler Türk Hükûmeti’ne silah ve para yardımında bulunarak İtilaf DevletlerininAnadolu’ya yerleşmesini engellemeye çalıştılar.
Sovyet Hükûmeti Lozan’da Boğazlar üzerinde mutlak Türk egemenliği tezini savunmuştu. Türk-Sovyet yakınlaşması Lozan Barışı sonrası dönemde de Batılı devletlerin Türkiye’ye karşı davranışları doğrultusunda gelişmiştir. I. Dünya Savaşı’nın galiplerininAlmanya’yı saflarına alarak 1925’te Locarno Antlaşması’nı imzalamalarını Sovyetler, kendisine karşı yapılmış hareket olarak görmüştü. Ayrıca Musul sorununda Milletler Cemiyetinin tutumu, Fransa ve İtalya’nın İngiltere’yi desteklemesi
Locarno Antlaşması
I. Dünya Savaşı sonrasında Fran¬sa’nın Almanya’ya güvensizliği sonucu,
Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, Belçika, Polonya ve Çekoslovakya
arasında 1 Aralık 1925’te imzalandı. Antlaşmaya göre Almanya batı sınırı için Fransa’ya güvence verirken anlaş¬mazlıkların barış yoluyla çözümünü
kabul etti. Böylece Almanya yeniden
uluslararası iş birliğine girmiş oldu.
Türkiye’nin uluslararası alanda yalnız kalmasına yol açmıştır. Bu olaylar Türkiye’yi Sovyetler Birliği’ne yaklaş-tırmış ve iki devlet arasında 1925’te Paris’te bir “Tarafsızlık ve Saldır¬mazlık Antlaşması” imzalanmıştır.

Bu antlaşma, iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin gelişmesine sebep olmuştur. Yine iki ülke arasında 1927’de Ankara’da “Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması” imzalanarak ticari iş birliğinin geliştirilmesine çalışılmıştır.
1928’de saldırı savaşını yasaklayan Briand – Kellogg Paktı imzalanınca Türk ve Sovyet Hükûmetleri de buna katılmışlardır.

1920’li yılların sonlarına doğru Türkiye’nin problemlerini hallederek uluslararası alanda daha aktif olması ve Batılı devletlerle iyi ilişkiler kurması Sovyetler Birliği’ni endişelendirdi. Türkiye bu endişeyi gidermek için Sovyetler Birliği ile 1929’da 1925 antlaşmasını teyit eden ve iki yıl daha uzatan bir dostluk antlaşmasını imzaladı. Türkiye, 1930’adoğru İngiltere, Fransa ve Yunanistan’la sorunlarını hallederek normal ilişkiler içine girmiştir. Böylece Sovyetler Birliği artık Türkiye’nin iş birliğinde bulunduğu tek Batılı devletolmaktan çıkacaktır.
Türkiye ile Sovyetler Birliği ilişkilerinin diğer bir yönünü ise şunlar oluşturmuştur. Sovyetlerin Türkiye’de komünizmi yaymak istemesine rağmen yabancı ideolojilerden etkilenmemeyi ilke edinen Türkiye, başlangıçtan itibaren Sovyetlerle ilişkilerini komünizmden ayrı olarak düşünmüş ve buna göre davranmıştı. Osmanlı borçlarının tasfiyesi için Türkiye’nin Batılılarla yaptığı anlaşmalar, Sovyetler tarafından hoş karşılanmamıştır. Çarlık döneminin borçlarını tanımayan Sovyetler Birliği, emsal teşkil edeceği için, Türkiye’nin de kendileri gibi hareket etmesini istemiştir. Bu da bazı görüş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştır. Buna rağmen Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki iyi ilişkiler 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne kadar bozulmadan devam edecektir.

1923-1932 DÖNEMİ TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKASI

ataturk-kral-edward

ataturk-sovyet-iliskileri

ataturk-maresal-vorosilof

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir