Allah’a İman ve Allah’ın Sıfatları

Allah’a İman
Allah’a iman, onun var ve bir olduğuna, bütün yüce ve üstün niteliklere sahip, tüm eksiklik ve noksanlıklardan uzak olduğuna inanmaktır. Allah’ın kâinatı yaratan, idare eden, kendisine ibadet edilen, tek ve en yüce varlık olduğunu kabul etmektir.
Bütün ilahî dinlerin özünde Allah’ın varlığı ve birliğine inanmak yani tevhit anlayışı, inanç sisteminin temelini oluşturur. Çünkü ilahî dinlerdeki diğer inanç esasları Allah’a ve onun birliğine inanmaya dayanmaktadır.
“Allah” kelimesi, yaratıcı olan yüce varlığın özel ismidir. Kur’an-ı Kerim’de en çok geçen ismi budur. Onun, Allah ismi dışında Rahman, Rahîm, Alîm gibi başka isimleri de vardır. Bu isimlere “Esma-i Hüsna” denilir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler ona mahsustur.”1 Allah’ın isimleri yücelik ve mutlak üstünlük ifade eder. Özellikle dua ederken bu isimlerle dua edilmesi tavsiye edilmiştir: “En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde ona o güzel isimlerle dua edin…”2
İnsan, yaratılıştan getirdiği inanma duygusu ile evrendeki kusursuz düzeni de gördükten sonra bir yaratıcının varlığını kolaylıkla anlar. Bütün evreni yoktan var eden ve onu mükemmel şekilde düzenleyen, başlangıcı ve sonu olmayan, her şeye gücü yeten varlığın Allah olduğunu kavrar. “… Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi vardır ?…”3 mealindeki ayet bu gerçeği dile getirmektedir.

Allah’ın varlığı ve birliği şüphe götürmez bir hakikattir. Evrende onun varlığı ve birliğiyle ilgili pek çok delil vardır. Örneğin, kışın kurumuş yapraklarını dökmüş ağaçlar, baharda canlanmakta, dirilmekte ve yeniden hayata kavuşmaktadır. Her insanın farklı simalarda olmasının yanı sıra parmak uçlarındaki izler bile tüm insanlarda farklıdır. Tüm bunlar onun eşsiz sanatının ürünüdür.

Evrende ilk bakışta karmaşık gibi görünen ama incelendiğinde son derece düzenli olduğu anlaşılan bir yapı vardır. Bunun rastlantı ve tesadüf neticesinde ortaya çıktığını düşünmek mümkün değildir. Evrende gördüğümüz olayların arkasında sınırsız bilgi ve sonsuz kudret sahibi olan bir yaratıcı vardır. O da Allah’tır. Kur’an-ı Kerim’de evrendeki her şeyin bir düzen ve ahenk içinde meydana geldiği şöyle ifade edilmiştir: “Güneş yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah’ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Ay’a erişmek Güneş’e düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.”1

Mümin, Allah’ın güzelliğini ve büyüklüğünü kavrayan, iyiliklerini ve nimetlerini bilen kimsedir. Bu anlayıştaki kul Rabb’ini sever, kalbi sürekli onunla meşgul olur ve onun sevgisini kazanmayı hedefler.
İnsan anne babasını sever. Çünkü onlardan ilgi ve sevgi görmüş, onların sevgi ve şefkat kanatları altında büyümüştür. Anne baba çocuklarını büyütme ve hayata hazırlama konusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığı için çocukları tarafından sevilir. İnsanı yaratan ona sayısız nimetler veren, onu akıl ve düşünce gibi üstün nimetlerle donatan ve diğer varlıkları onun hizmetine veren hiç şüphe yok ki Allah’tır. O hâlde en çok sevgiye layık olan da odur. Bu nedenle o, her şeyden daha fazla sevilmelidir. Allah’a inananlar onu gönülden severler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “…Müminlerin Allah’ı sevmesi her şeyden kuvvetlidir.”1
Allah’ı seven insan onu unutmaz ve onun hoşnut olacağı davranışlarda bulunur. Allah kendisi için yapılan hiçbir şeyi karşılıksız bırakmaz. Onu seveni o da sever. Ondan isteyeni o, boş çevirmez. Ona güveneni korur ve yüceltir. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulur: “Siz beni anın, ben de sizi anayım…”2

“Üç şey kimde bulunursa o kişi imanın tadına ulaşır. Allah ve Resulünü her şeyden daha çok sevmesi, kişinin sevdiğini ancak Allah için sevmesi, küfre dönmekten ateşe atılırcasına nefret etmesi.”
Buharî, İman, 9.

İnsan, yaratıcısını merak eder. Onu tanımak için birçok soru sorar. Ancak insan, aklı ile mükemmel ve noksansız olan Allah’ın zatını ve mahiyetini kavrayamaz. Ancak evrene bakarak Allah’ın var ve bir olduğunun delillerini görebilir. Allah’ı, onun bildirdiği isim ve sıfatlarıyla tanıyabilir. Allah’ı nitelendiren sıfatlar iki gruba ayrılır.

Allah’ın Sıfatları

Zati Sıfatlar
(Sadece Allah’ta bulunan sıfatlar) Vücud Kıdem
Beka
Vahdaniyet
Muhalefetün li’l-havadis Kıyam binefsihi
Sübûti Sıfatlar
(Allah’ın dışındaki varlıklarda da sınırlı olarak bulunan sıfatlar)
Hayat İlim Semi’ Basar İrade Kudret Kelam Tekvin

Zati Sıfatlar: Sadece Allah’ta bulunan, onun dışındaki varlıklardan herhangi birinde bulunmayan, bulunması da mümkün olmayan sıfatlardır. Zati sıfatlar şunlardır:
Vücud: Var olmak demektir. Allah vardır. Allah’ın varlığı başkasına bağlı olmayıp kendin-dendir. Bu itibarla Allah’ın varlığı zorunludur (vacibü’l-vücud). Yani var olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymaz.
Bütün varlıklar onun varlığına delildir. İnsan kendisini ve içinde yaşadığı kâinatı incelediğinde bunu açıkça görecektir. Her şey var olmak için bir var ediciye muhtaçtır. O da Yüce Rabb’imizden başkası değildir.
Kıdem: Ezelî olmak, başlangıcı olmamak demektir. Ne kadar geriye gidersek gidelim, Allah’ın var olmadığı bir zaman düşünülemez. Allah sonradan meydana gelmiş bir varlık değildir. Ezelî (kadim) bir varlıktır. Allah’ın varlığı zorunlu olduğu için ezelî olması da zorunludur. Kıdem sıfatının zıddı olan, sonradan olmak, Allah hakkında düşünülemez. Allah’ın dışındaki her varlığın bir başlangıcı vardır.
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın ezelî oluşu hususunda şöyle buyrulur: “O her şeyden öncedir, kendisinden sonra hiçbir şeyin kalmayacağı sondur, varlığı açıktır, gerçek niteliği (yaratılanlara) gizlidir. O her şeyi bilendir.”1
Beka: Allah’ın ebedî olması yani varlığının sonu olmaması demektir. Ezelî olanın ebedî olması da zorunludur. Bekanın zıddı olan sonu olmak Allah hakkında düşünülemez. Ne kadar ileriye gidilirse gidilsin, Allah’ın olmayacağı bir an düşünülemez. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın ebedî oluşu şöyle ifade edilir: “…Allah’ın zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm onundur ve siz ancak ona döndürüleceksiniz.”2

Vahdaniyet: Yüce Allah’ın zatında, sıfatlarında, fiillerinde bir ve tek olması, eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması demektir. Allah’ın birliğini ikrar etmek ve her çeşit ortağı ondan uzak tutmakla gerçekleşen tevhit, İslam dininin en önemli ilkesidir.
Tüm evrende bir düzenin olması, Allah’ın birliğini ispat eden en önemli delildir. Evrende birden fazla ilahın olması durumunda düzensizliğin ortaya çıkacağı Kur’an’da şöyle belirtilmiştir: ” Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti…”3 Yani, aynı yetkiye sahip iki tanrı olsaydı, birbirileriyle mücadele ve rekabete girerlerdi. Evrende kargaşa olurdu. Fakat evrendeki düzen böyle bir ikiliğin olmadığını göstermektedir. Bu da Allah’ın bir ve tek olmasının neticesidir.

Muhalefetün li’l-havadis: Sonradan olan şeylere benzememek demektir. Allah’tan başka her varlık sonradan olmuştur. Allah sonradan olan şeylerin hiçbirisine hiçbir yönden benzemez. Allah, kendisi hakkında bizim hatırımıza getirdiklerimizin de ötesinde bir varlıktır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “…Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.”1
Kıyam binefsihi: Varlığı kendiliğinden olmak, var olmak için bir başka varlığa ihtiyaç duymamak demektir. Allah kendiliğinden vardır. Var olmak için herhangi bir şeye muhtaç değildir.
Çevremize baktığımızda bütün varlıkların bir başkasına muhtaç olduğunu görürüz. Örneğin, gıdalarımızın bir kısmını bitkilerden, bir kısmını ise hayvanlardan temin ederiz. Demek ki yaşayabilmek için hem bitkilere hem hayvanlara muhtacız. Kısacası bütün varlıklar hem var olabilmek hem de varlığını sürdürebilmek için başka sebeplere ve şartlara muhtaçtır.
Bütün varlıklar Allah’a muhtaçtır. Allah ise hiç kimseye muhtaç değildir. Yüce Rabb’imiz bu gerçe-ği bizlere şöyle bildirmektedir: “Ey insanlar! Sizler hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her türlü övgüye ve ham-de layık olan ise ancak Allah’tır.”2
Sübûti Sıfatlar: Yüce Allah’a ait olan bazı sıfatlar, onun tarafından
sınırlı olarak başka varlıklara da verilmiştir. Bunlara sübûti sıfatlar denir. Sübûti sıfatlar şunlardır:
Hayat: Diri ve canlı olmak demektir. Yüce Allah diridir ve canlıdır. Kur’an’da bu sıfatla ilgili olarak şöyle buyrulur: “Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan…”3 Allah ezelî ve ebedî bir hayata sahiptir.
İlim: Bilmek demektir. Allah her şeyi bilendir. Olanı ve olacağı, gizliyi ve açığı bilir. Allah’ın bilgisi diğer varlıkların bilgisine benzemez, artmaz ve eksilmez. O her şeyi ezelî ilmiyle bilir. Âlemde görülen bu mükemmel düzen ve şaşmaz ahenk, yaratıcının engin ve sonsuz ilminin en büyük göstergesidir. Kur’an-ı Kerim’de ilim sıfatı ile ilgili şöyle buyrulur: “…O karada ve denizde ne varsa bilir. Onun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez…”4
Semi’: İşitmek demektir. Allah işitendir. Gizli, açık, fısıltı hâlinde ne söylenirse Allah işitir ve duyar. Bir şeyi duyması, ikinci bir şeyi işitmesine engel değildir. Allah işitmek için herhangi bir vasıtaya ihtiyaç duymaz. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın işitmesiyle ilgili birçok ayet vardır. Onlardan birinde şöyle buyrulur: “… O işitendir, bilendir.”5
1 Şûrâ suresi, 11. ayet.
2 Fâtır suresi, 15. ayet.
3 Furkân suresi, 58. ayet.
4 En’âm suresi, 59. ayet.
5 Bakara suresi, 137. ayet.
Basar: Görmek demektir. Yüce Allah her şeyi görendir. Gizli, açık, aydınlık, karanlık ne varsa

Allah görür. Allah’ın görme sıfatıyla ilgili pek çok ayet vardır. Bunlardan birinde şöyle buyrulur: “… Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten ve görendir. “1
Allah dışındaki varlıkların görmesinin önünde birtakım engeller vardır. Örneğin, bir duvarın
arkasındaki şeyleri göremeyeceğimiz gibi belli uzaklıkta bulunan ve çok küçük olan varlıkları da göremeyiz. Ayrıca gece karanlığında da görmemiz mümkün değildir. Tüm bu saydıklarımız Allah için söz konusu değildir. O, en gizli yerlerde meydana gelen şeyleri görebildiği gibi en uzaktaki şeyleri de görebilir.
İrade: Dilemek ve istemek demektir. İrade, Allah’ın bir şeyi dilemesi ve bir şeyi yaratmaya

karar vermesidir. Allah varlıkların konumlarını, durumlarını ve özelliklerini belirler. Evrende var olmuş ve olacak her şey Allah’ın iradesi doğrultusunda meydana gelir. Allah dilemedikçe hiçbir şey meydana gelemez. Kur’an’da, “(Allah) dilediğini yapar.”1 ayetiyle irade sıfatı belirtilmektedir.
İnsanlarda da irade sıfatı bulunmaktadır. İnsanlar diledikleri her şeyi yapma gücüne sahip değilken, Allah yaratmak istediği her şeyi yaratma güç ve kudretine sahiptir.
Kudret: Gücü yetmek demektir. Allah sonsuz güç sahibidir. Kudret sıfatının zıddı olan acizlik, Allah hakkında düşünülemez. Evrende her şey Allah’ın güç ve kudretiyle olmaktadır. Yıldızlar, galaksiler, uzay, canlı ve cansız bütün varlıklar Allah’ın kudretinin açık delilidir. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilir: “Allah gece ile gündüzü birbirine çevirir. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır. Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter.”2
İnsan da bazı şeyleri yapabilme gücüne sahiptir. Ancak insanoğlunun gücü sınırlıdır. Allah’ın gücünün sınırı yoktur.
Kelam: Söylemek ve konuşmak demektir. Allah’ın konuşması bizim konuşmamız gibi değildir. O, kelam sıfatı ile peygamberlerine kitaplar indirmiş, bazı peygamberler ile de konuşmuştur. Allah kelam sıfatıyla emreder, yasaklar ve haber verir. Bu sıfatla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulur: “…Allah, Musa ile konuştu.”3
Tekvin: Yaratmak, yoktan var etmek demektir. Yüce Allah yegâne yaratıcıdır. O, ezelî ilmiyle bilip dilediği her şeyi sonsuz güç ve kudretiyle yaratmıştır. Yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek, nimet vermek ve şekil vermek tekvin sıfatının sonuçlarıdır. Bir ayette Allah, yaratıcılığını şöyle dile getirmiştir: “Bir şey yaratmak istediği zaman onun yaptığı ‘ol’ demekten ibarettir. O da hemen oluverir.”4

allahin-sifatlari

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir