Atatürkçü Düşünce Siteminde Devletçilik

Atatürkçü Düşünce Siteminde Devletçilik

Atatürkçü düşünce sisteminde devletçilik, yalnızca ekonomik alanda değil, siyasi, askerî, kültürel, toplumsal ve diğer alanlarda da devletin düzenlemelerini ifade etmektedir. Atatürk’e göre devletçilik güçlü ve çağdaş bir devlet meydana getirmenin temel bir aracıdır. Sınıf farklılığının önlenip, sosyal barışın sağlanarak sosyal adalet ve sosyal güvenliğin gerçekleştirilebilmesi için devletin, hayatın her alanında etkin olması gerekir. Bu anlayışla devletçilik, halkçılık ilkesinin de tamamlayıcısıdır.
Devletçilik ilkesi Türkiye’nin şartlarından ve ihtiyaçlarından dolayı uygulanmıştır. Bu durumu Atatürk şöyle açıklamaktadır: “Cumhuriyetimiz henüz çok gençtir. Maziden kendine miras kalan bütün hayati işler, zamanın mecburiyetlerini tatmin edecek derecede değildir. Siyasi ve fikrî hayatta olduğu gibi iktisadi işlerde de fertlerin teşebbüsleri neticesini beklemek doğru olamaz. Mühim ve büyük işleri, ancak milletin toplam servetine ve devletin bütün teşkilat ve kuvvetine dayanarak millî egemenliğin uygulanmasını ve yürütülmesini düzenlemekle görevli olan hükûmetin mümkün olduğu kadar üzerine alıp başarması tercih olunmalıdır. Diğer bazı devletlerin ikinci derecede görebileceği ve fertlerin teşebbüslerine bırakılmasında sakıncalı olmayan işlerden birçoğu, bizim için hayatidir ve birinci derecede mühim devlet görevleri arasında sayılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenlerin, demokrasi esasından ayrılmamakla beraber devletçilik prensibine uygun yürümeleri, bugün içinde bulunduğumuz hâllere, şartlara ve mecburiyetlere uygun olur.”1
Atatürk güçlü bir devletin varlığını sürdürebilmesi için devletin ve vatandaşın birbirlerine karşı görevlerini yerine getirmesi gerektiğine inanmaktadır. Ona göre devletin vatandaşına karşı görevleri memlekette adaleti ve güvenliği sağlayarak her çeşit hürriyeti güven altına almak, dış siyasette iyi ilişkiler kurmak, bağımsızlığı korumak, bayındırlık, sağlık, sosyal yardım işleri ile tarım, ticaret ve sanata dair işlerdir. Vatandaşın devlete karşı görevleri ise kanunlara uymak, mesleki ve sanatsal alanda başarı göstermek, vatanı sevmek vb. dir.

Atatürk, güçlü bir devletin ancak güçlü bir ekonomiyle mümkün olabileceğini “Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zafer süngü zaferleri değil, ekonomi, ilim ve irfan zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı zaferler memleketimizi gerçek kurtuluşa yöneltmiş sayılamaz. Bu zaferler, ancak gelecek zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Askerî zaferlerimizle gururlanmayalım. Yeni ilim ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım.”2 ” Siyasi ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa zaferler sürekli olamaz, az zamanda söner.” 3 sözleriyle ifade etmiştir. Bu anlayışla devletin, ekonomik hayata yatırımcı, üretici, denetleyici, teşvik ve yardım edici olarak çeşitli şekillerde müdahale etmesini, güçlü ve çağdaş bir ekonomi için gerekli görmüştür.Atatürk’e göre devletçilik, özel teşebbüs hürriyetinin ve piyasa ekonomisinin reddi demek değildir.
1. Mustafa Aysan, Atatürk’ün Ekonomi Politikası, s. 137
2. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C II, s. 76
3. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C II, s. 111

O bu konuda: “Memlekette her çeşit üretimin artması için kişisel teşebbüsün gerekliolduğunu önemle kaydettikten sonra, beyan etmeliyiz ki devlet ve fert birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Bizim takibini uygun gördüğümüz devletçilik prensibi, bütün üretim ve dağıtım araçlarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar dâhilinde tanzim etmek amacını takip eden, özel ve kişisel iktisadi teşebbüs ve faaliyete meydan bırakmayan, sosyalizm prensibine dayanan kolektivizm ve komünizm gibi bir sistem değildir. Özetle bizim takip ettiğimiz devletçilik, kişisel çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlığa eriştirmek için milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle ikisadi sahada devleti fiilen ilgili kılmaktır.”1 demiştir. Atatürk’ün devletçilik anlayışına göre, devlet, siyasi alanda olduğu gibi iktisadi alanda da düzenleyicidir. Bununla birlikte özel teşebbüs ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak görülmelidir. Atatürk’e göre devletin iktisadi alanda hürriyet ve teşebbüslere engel olmaması demokrasinin mühim biresasıdır.

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ekonomi politikalarına ilişkin kararlar 1923’te İzmir’de yapılan Türkiye İktisat Kongresi’nde alındı ve 1930’lu yılların başına kadar uygulandı. Atatürk’ün, “Ekonomi politikamızın önemli amaçlarından biri de toplumun genel çıkarlarını doğrudan doğruya ilgilendirecek kuruluşlarla ekonomik alandaki teşebbüsleri mali ve teknik gücümüzün ölçülerine uygun olarak devletleştirmektir.”2 sözünden hareketle 1930’lu yıllara kadar millîleştirme politikası benimsendi. Yabancıların elindeki kurum ve kuruluşlar da millîleştirildi. Bu dönem, devletçiliğe hazırlık yılları oldu. Ancak bazı iç ve dış gelişmelerle var olan uygulama sonucu Türkiye istenilen ekonomik düzeye ulaşamayınca devlet ekonomik hayata doğrudan müdahale etti.

Devletçilik anlayışının benimsenmesine de iç ve dış nedenler etkili olmuştur. İç nedenlerin başında savaştan yeni çıkan ülkenin harap olması, ekonomik ve toplumsal sıkıntılar yaşanması gelmektedir. Gerek bu durum gerekse ülkenin çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırılmak istenmesi, toplumsal, kültürel ve bayındırlık faaliyetlerinin devlet tarafından gerçekleştirilmesini zorunlu kılmıştır. İlk yıllarda ekonomik faaliyetlerin özel teşebbüs tarafından gerçekleştirilmesini benimseyen yeni Türk Devleti, istenen hedeflere ulaşamadı. Hatta ülke içinde 1927 yılında çıkarılan Teşvikisanayi Kanunu’na rağmen yatırımlarda büyük bir artış olmadı. Ülkenin savaşlardan yeni çıkmış olması ve yeterli sermaye birikiminin olmayışı da bunda etkili oldu. İktidardaki Cumhuriyet Halk Fırkası daha farklı bir ekonomik politika uygulamaya mecbur kaldı. Ayrıca uygulanan ekonomi politikalarıyla yatırımların bölgelere dengeli dağılmaması ve sosyal adaletsizliklerin giderilememesi, devletin ekonomik açıdan daha etkili olmasını gerektirdi. Teknik bilgi açısından ise kadroların yetersiz olması ile sanayi ve ticaretin azınlıkların elinde olması, devletin iktisadi alanda etkin olmasını gerektiren birdiğer neden oldu.

Dış etkenlerin başında 1929 Dünya Ekonomik Krizi gelmektedir. ABD’de ortaya çıkan ve sanayileşmiş ülkelere yayılan kriz ülkelerin ekonomilerinde büyük zararlara neden oldu. Ürünlerin fiyatları düştü, işletmeler kapandı ve işsizlik arttı. Sanayileşmiş ülkeler, ellerindeki sanayi mallarını satamaz hâle geldi. Kriz, Avrupa ülkelerini sert ekonomik tedbirler almaya yöneltti. Bu ülkeler ithalatı (dış alım) kısıtlayarak sattıkları kadar mal almaya özen gösterdiler. Az gelişmiş ülkeler ise krizden tarım ürünlerinin fiyatlarının süratli biçimde düşmesi nedeniyle olumsuz etkilendi. Türkiye o yıllarda tarım ürünleri ihraçeden birülkeolduğundan, ihracatı azaldı.
Bu gelişmeler sonucunda Mayıs 1931’de toplanan CHP’nin Üçüncü Büyük Kurultayında devletçilik ilkesi parti programına alınmış ve tek parti döneminin özelliklerinden dolayı da bir devlet politikası hâline gelmiştir. Atatürk bu konudaki düşüncesini şu sözlerle ifade etmiştir: “Türkiye’nin tatbik ettiği devletçilik sistemi, XIX. asırdan beri sosyalist düşünürlerin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce manası budur. Fertlerin hususi teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak fakat büyük
bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeyin yapılmadığını göz önünde tutarak memleket iktisadiyatını devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdî ve hususi teşebbüslerle yapılmamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve kısa zamanda yapmaya muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi liberalizmden başka yoldur.”1
Devletçilik ilkesinin uygulamaya geçmesinin en çarpıcı örneği kuşkusuz planlı ekonomiye geçilmesidir. 1934 yılında yürürlüğe giren Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın hedefleri yerli ham madde kullanmak, günlük ihtiyaca yönelik malların üretimine öncelik vermek, yeni fabrikaların yapımında bölgesel dağılıma dikkat etmek olarak açıklanabilir. Planda kimya, toprak, demir, kâğıt ve selüloz, kükürt, pamuk ve mensucat ile kendir sanayiine öncelik verilmiştir. Çünkü bu alanlardaki ham madde ülke içinden karşılanmaktadır. Böylece dışarıya döviz çıkarılması önlenmek istenmiştir.
Gerçekten de planlı ekonomiye geçilmesinin de etkisiyle hızlı bir sanayileşme dönemine girilmiştir. Devletçi uygulamalar sayesinde Türkiye, dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerinden biri hâline gelmiştir. Tarım alanında önemli teknolojik hamleleryapılmış, para, kredi işleri belli bir düzene koyulmuştur.

ataturkcu-dusunce-sisteminde-devletcilikcumhuriyet-doneminde-bazi-alanlarda-yapilan-yatirimlar

nazilli-basma-kombinasi-acilisi

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir