Biyolojinin Tarihsel Gelişimi

Eski medeniyetlerden biri olan Babillilerin belli bir biyoloji bilgisi vardır. Pişmiş topraktan bazı organ modelleri yapmışlar ve araştırma için hayvanları kesmişlerdir. Hayvan ve bitkileri de basit olarak sınıflandırmışlardır.Asurlulardan kalma hayvan figürleri de hayranlık duyulacak düzeydedir. Daha sonraki medeniyet sürecine; Mısır’daki firavunlar mecidiyeköy escort damgasını vurmuş, Mısırlılar çeşitli vahşi hayvan türlerini ehlileştirerek incelemişlerdir. Mikroorganizma faaliyetlerini önlemek için çeşitli kimyasallar kullanmaları,mumyalamayı çok üst düzeyde gerçekleştirmeleri, bu dönemde biyolojik kuralların çok iyi bilindiğini göstermektedir.

biyoloji_tarihi
Klasik Antik Dönem’de, bir dizi modern yorum ve varsayımlarda bulunulmuştur. Örneğin Democritus (Demokritos) “atom kavramı”nı ortaya atmıştır. Oysa bilim ya da bilgi, bilimsel delillere dayandırılmalıdır.Democritus, temelde bilimsel bir yaklaşım sergileyememesine rağmen atom kavramı daha o zaman konuşulmuştur.Empedokles’e (Empedok) göre: “Dünyayı önceleri izole hâldeki vücut parçaları işgal etmişti. Yani daha insan bir bütün olarak dünyada yokken vücudunun kısımları olan kol, bacak, karın ve kafalar vardı. Ancak bunlar çoğalamıyorlardı. Çoğalma ise üreme organına sahip olanların başardığı bir olgu idi. Diğerleri yok oluyordu. Yaşamda kalanlar da çoğalıp artıyordu. Bunlardan da insanlar ve hayvanlar oluşuyordu.” Bu varsayımın hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.Bu dönemin ünlü filozoflarından Aristo’nun biyoloji biliminin gelişmesine önemli katkısı vardır.
Aristo, bilimsel doğa tarihinin kurucusudur.Biyoloji ve fizikte önemli çalışmalar yaparak çağının en ünlü bilim insanı olmuştur.Aristo, aynı zamanda biyoloji bilim dalının da kurucusudur. Hayvanlar âleminin ilk betimlemesini yapan da odur.Aristo, özellikle solungaç organının anatomik yapısına bağlı olarak balıkları, günümüzde geçerli olan, kemikli ve kıkırdaklı balıklara özdeş bir şekilde tanımlamış; balinaları da balıklardan ayırmıştı. Tek toynaklıların hiçbir şekilde boynuzu olmadığını ve bir hayvanın hem yırtıcı dişe hem de boynuza sahip olamayacağını belirtmişti. Canlıların oluşumuna özgü ilk varsayım olan “kendiliğinden oluşum varsayımı” (Abiyogenez) da Aristo’ya aittir. Bu görüşe göre pire, hamam böceği ve sinek kurdu gibi canlılar vücut teri ve kirden oluşuyordu. Fareler çöplüklerde kendiliğinden; bağırsak kurtları ise bozuk etten meydana geliyordu. Deney ve gözlemlere dayanmayan bu varsayımlar, 17. yy.a kadar yani mikroskobun icadına kadar geçerli olmuştur. Bu da bize bilimsel bilginin değişebileceğini göstermektedir.Aristo, tavuk embriyosunun günlük gelişimini,arıların çoğalmalarını ve köpek balıklarının,yavrularını ana karnında geliştirdikten sonra doğurmalarını çok doğru bir şekilde gözlemleyerek açıklamış, “gözlem” olgusunu biyolojiye sokmuştur.Genç Antik Dönem’de hayvanat ve botanik bahçelerinin ve diğer önemli bölümlerin varlığı ile İskenderiye’deki bilim kütüphanesi ve müzesinin olağanüstü bir şekilde gelişmesini sürdürmesi dikkati çeker.

aristo_hakkinda_bilgi

Bireysel gözlemlerin yoğunlaştığı bu dönemde, birçok önemli görüş ortaya atılmıştır.Bu dönemin en önemli araştırıcılarından olan Galenos (Galen) , anatomi ile uğraşan bir tıp adamıydı.Özellikle hayvanları kesip inceleyerek çeşitli tıbbi deneyler yürütüyordu. Gırtlaktaki sinirlerin kesilmesi ile hayvanların ses çıkaramadığını ilk defa o gözlemlemiştir. Anlamlı bir amaca yönelik deneyleri de Galenos yürütmüştü. Bu deneyler Galile’den önce yürütülen bilimsel deneylerin ilklerini oluşturuyordu.Bu durum bize bilimde kullanılan yöntemlerin önemini göstermektedir.Bir botanikçi olan Theophrastos (Teofrast) da birçok bitkinin tanımını yaparak Aristo’nun hayvanlar âleminde gerçekleştirdiklerini, bitkiler âleminde başarmıştır.O, çalışmalarını deneysel düşünceye dayandırmıştır.Yaptığı botanik çalışmalar ile biyolojik araştırmalar için bir dönüm noktası oluşturmuştur.Bilimsel çalışmalar 8-16. yy.da doruk noktasınaulaşmış ve doğal bilimlere Türk-İslam dünyası damgasını vurmuştur. Ancak 16. yy.dan sonra Avrupa, büyük ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu ilerlemede Arapça yazılan bilim eserlerinin Latinceye tercüme edilmesinin rolü büyüktür. Bu sayede Batı Avrupa, Türk-İslam biliminden yararlanma olanağı bulmuştur. Örneğin yazdığı tıbbi eserleri Batı’da yıllarca ders kitabı olarak okutulan büyük Türk bilgini ve hekimi İbni Sina  daha 11. yy. ortalarına doğru, küçük kan dolaşımını bularak açıklamıştır.

galenos_hakkinda_bilgi
Bir başka Türk bilgini El Brûni (Resim 1.9) faydalı bitki ve otların, çeşitli hastalıklara karşı ilaç olarak nasıl kullanılması gerektiği hakkında çok yararlı araştırma ve buluşlar yapmış, farmasötik botaniğini kurmuştur. El Bruni, 180 eser ortaya koymuştur. Biyoloji ile ilgili olanların ağırlıkta olduğu eserleri 13 000 sayfayı bulmaktadır.Orta Çağ Dönemi’nde yaşayan Roger Bacon (Rajır Bakon) bilimin doğrudan doğruya yürütülecek gözlemlere ve doğal olaylara dayandırılması görüşünü yaymıştır.Yeni Çağ Dönemi’nde Leonardo da Vinci (Leonardo da Vinci), anatomi ve karşılaştırmalı anatomi üzerinde çalışıyordu.

el_burini_hakkinda_bilgi

Ayaktaki atlama ekleminin yapısını hem insan hem de atta çok iyi tarif etmiş ve bunu muhteşem çizimleriyle kâğıda dökmüştür. Bir mühendis, mimar ve ressam olan Leonardo, kilisenin hışmından korktuğu için çizimlerini gizlice tamamlamıştır. Bu çizimler ise ancak 19. yy.da değerlendirilmiştir.Çizime dayalı düşünce kuramlarını biyolojiye
ilk defa o kazandırmıştır. Ayak, kanat gibi organları da aynı anlayışla çizip işlevsel görüşü de katarak bunu bilimsel olarak açıklamıştır.Bu dönemde Vasalius (Vasiliyus) çok sayıda kadavra üzerinde çalışarak insan vücudunun anatomisinide çok detaylı olarak incelemiş ve modern morfolojinin kurucusu olmuştur. William Harvey (Vilyım Harvi) büyük kan dolaşımını açıklamıştır. Böylece küçük kan dolaşımının bir Türk bilgini olan İbni Sina tarafından keşfinden yaklaşık 500 yıl sonra büyük kan dolaşımı bulunmuştur.Biyolojiyle ilgili bilgilerin özellikle teknolojideki gelişmelere bağlı olarak arttığını söylemek yanlış olmaz.17. yy. ın başlarında, optik aletlerin, özellikle mikroskobun icadı, bu bakımdan büyük önem taşır.Bu bağlamda Anton Van Leeuwenhoek (Anton Fon Lövenhuk), Jan Swammerdan (Con Sivımırdın),Marcello Malpighi (Marsel Malpigi) birçok biyolojik icada imza atmışlardır.17 ve 18. yy. da bilim insanları müşterek çalışmalar yürütmeye başlamış, iletişim koşulları gelişip kolaylaşmıştır. Bilimle ilgili dernek ve akademiler kurularak bilgi alıverişi sıklaşmıştır. Leeuwenhoek’un çağdaşı olan İtalyan Biyolog Francesco Redi (Françesko Redi),yaptığı deneylerle küçük kurtların, ete yumurta bırakan sineklere ait olduğunu gözlemleyerek bulmuş bilime deney ve gözlemi kazandırarak “kendiliğinden oluşum varsayımı”nı (Abiyogenez) çürütmüştür.Böylece, “Bütün canlılar, daha önce var olan bir canlıdan oluşur.” (Biyogenez) görüşü ve yaşamın devamlılığı kavramı doğmuştur. Redi,hayvan asalaklarını araştırıp asalak biliminin (Parazitoloji) kurucuları arasına girmiştir. Ancak “kendiliğinden oluşum varsayımı”nın çöküşü Lois Pasteur ile (Pastör) (Resim 1.10) gerçekleşmiştir. Pastör önce mikroorganizmaların havadaki varlığını bulmuş, sonra deney şişelerinin ağzını pamukla tıkayarak havadaki mikroorganizmaların et suyuna girişini önlemiştir. Etin kendiliğinden bozulmadığını, bozulmanın havadaki mikroorganizmalar tarafından gerçekleştirildiğini kanıtlamıştır. Böylece, bugün de geçerli olan, bir canlının kendiliğinden oluşamayacağını ancak kendisi gibi bir canlıdan üreme (eşeyli veya eşeysiz) yolu ile meydana gelebileceğini kanıtlayarak Abiyogenez yerine, Biyogenez Kuramı’nı ortaya koymuştur. Bu bir zamanlar kabul gören bir bilginin değişebileceğini de göstermiştir.1735’te Carolus Linneaus (Karl Linne) canlıları sınıflandırmanın temelini attı. Lamarck (Lamark) bazı türlerin yavaş yavaş diğerlerine dönüştüğü görüşünü ortaya koydu. Lamarck’tan sonra Darwin (Darvin) evrim fikrini geliştirdi. 1856’da Mendel genetikle ilgili çalışmalar yaparak bu bilim dalının alt yapısını oluşturdu.Biyoloji biliminin tarihsel gelişiminin, daha çok tıp bilimleri ile paralellik gösterdiği görülür. Bu nedenle biyoloji biliminde isim yapan birçok bilim insanı aynı zamanda hekimdir. Kopernikus (Kopernik), C.V. Linne (Linne) ve A.V. Haller(Helır) gibi.
Malpighi, Haller ve Spallanzani (Sıpalenzi) gibi bazı araştırmacılar,vücut bölümlerinin yumurtada önceden oluştuğunu, spermlerin ise bu bölümlerin gelişmesi için gereken enerjiyi verdiğini savunuyordu. Leeuwenhoek ve Leibnitz (Lebiz) ise embriyonun spermde şekillendiğini ve yumurtanın besin taşıyıcı rolü üstlendiğini varsayıyordu. Buna karşın Caspar Friedrich Wolff (Kaspır Firedrik Volf), “Döl Kuramı” düşüncesini geliştirerek organ ve vücut kısımlarının yeni bir oluşumla yumurtadan oluştuğunu savunuyordu. Wolff, yaşam gücüne embriyo gelişim sürecinde çok önemli bir rol biçiyordu. Oysa onun bu görüşleri, çağdaşları arasında kabul görmüyor,tenkit ediliyordu. Bu tartışma 19. yy. boyunca sürmüştü. Memelilerdeki yumurta hücresi KE Von Baer
(Bir) tarafından bulundu. Baer, organların özelleşen hücrelerin bir araya gelmesi ile oluşan dokuların değişimi ile oluştuğunu keşfetti. Ancak bu tartışmalar Roux (Roks), Spemann (Sipeman) ve Driesch (Direş) tarafından sona erdirildi. Biyolojinin temel dallarından olan embiryoloji ile ilgili bu gelişmelerle birlikte sistematik ve taksonomide de ilerlemeler söz konusu olmuştur.

ibni_sina_hakkinda_bilgi

biyoloji_tarihi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir