İnanmanın Çeşitli Biçimleri

İnanmanın Çeşitli Biçimleri
İnanmanın Çeşitli Biçimleri

İnanmak, insanoğlunun doğuştan itibaren taşıdığı ve farklı şekillerde ifade edip yaşattığı bir duygudur. Bu duyguyu ifade etmedeki farklılıklar, değişik inanma biçimlerini doğurmuştur. İnsanlar kimi zaman vahiy kaynaklı bir dine yönelmiş kimi zaman da değişik düşüncelerden kaynaklanan anlayışları din olarak kabul etmiştir.
Vahye dayalı olan inanç biçimi; neye, nasıl inanılacağını açıklamıştır. Vahiy, nelere inanacağımız, peygamberler de inancımızı nasıl hayata yansıtacağımız konusunda bizlere rehberlik etmişlerdir. Buna rağmen insanların neye, nasıl inanacakları hususunda farklılıklar olmuştur. Böylece tarih boyunca tanrı inancı konusunda monoteizm, politeizm, gnostisizm, agnostisizm ve ateizm gibi çeşitli inanç biçimleri ortaya çıkmıştır.
Monoteizm (Tek Tanrıcılık), Tanrı’nın varlığı ve birliğini savunup eşi ve benzeri bulunmadığına inanmaya monoteizm veya tek tanrıcılık denir. Tek tanrıcılığın İslam düşüncesindeki karşılığı Allah’ı birlemek anlamına gelen tevhittir. Tevhit inancına göre kâinatı ve içindeki her şeyi yaratan ve yaşatan Allah’tır. Allah, mutlak güç ve kudret sahibidir. O, sonsuz bilgisi ve gücüyle evrendeki her şeye hükmeden bir ilahtır. Allah, her şeyi işiten, gören, başlangıcı ve sonu olmayan (ezelî ve ebedî), yarattıklarına karşı sonsuz merhamet gösteren ve onları seven bir varlıktır.
Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam, vahye dayalı dinler olup tek tanrı inancına sahiptir. Ancak bu dinler içinde, tek tanrı inancını bugüne kadar en saf ve sade şekliyle koruyan din, İslam olmuştur. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de tek tanrı inancını şu şekilde ifade eder: “De ki: O Allah birdir. Allah
sameddir (Hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şey ona muhtaçtır.). O doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.”1
Politeizm (Çok Tanrıcılık), birçok tanrının varlığına inanmak demektir. Politeizme göre evrende birden fazla tanrı vardır ve bu tanrıların farklı görevleri bulunmaktadır.
1 İhlâs suresi, 1-4. ayetler.
Eski Yunan, Mısır, Roma ve İslam öncesi Arap Yarımadası’nda çok tanrıcılık yaygındı. Antik Yunan’da gök, savaş ve barış tanrısı, güneş ve aşk tanrısı gibi çeşitli tanrıların bulunduğuna inanılırdı. Arap Yarımadası’nda da her kabilenin tanrısal bir güçle donatıldığına inanılan çeşitli putları bulunmaktaydı.

Çok tanrıcılık inancını benimseyenler Tanrı’nın yaratıcı ve güçlü olduğunu kabul etmekle birlikte; Tann’dan başkasına olağanüstü güç atfederek ondan yardım beklerler. Daha çok Güneş, Ay ve yıldız gibi gök cisimlerinin yanı sıra bazı doğa güçleri ile canlı ve cansız varlıkları tanrılaştırırlar. İslam dini, çok tanrıcılığı Allah’a şirk koşmak olarak değerlendirmiştir.

Gnostisizm (Gizemcilik), miladi II. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bilgi ve sezgi anlamına gelen gnos kelimesinden türetilmiştir. Gnostikler, Hristiyanlığı Yunan felsefesi ve diğer Doğu dinlerinden alınan bazı fikirlerle birleştirmek suretiyle yeni bir akım oluşturmak istemişlerdir. Ancak Hristiyan-lık bu yeni akımı benimsememiştir. Bu akım bazı farklılıklarla birçok din ve kültürlerde varlığını göstermiştir.
Gizemcilik anlayışına göre, başta Tanrı olmak üzere tüm varlığa ve olaylara ilişkin gerçek bilginin kaynağı vahiy ve akıl olmayıp sadece keşif ve ilhamdır. Bu akıma göre, her olayın ve her varlığın bir görünen (zahirî) bir de görünmeyen (bâtıni) boyutu vardır. Olayların veya varlıkların gerçek bilgisi bunların görünmeyen boyutunda gizlidir. Gnostiklere göre bu bilgiyi elde etmenin yolu keşif ve ilhamdır.
Agnostisizm (Bilinemezcilik), Tanrı’nın varlığının bilinemez olduğunu ileri süren bir akımdır. İnsan zihninin hiçbir metafizik gerçeği bilemeyeceğini söyleyen agnostikler, Tanrı inancı konusunda tarafsız kalmayı tercih etmişlerdir. Bu akıma göre; dinler Tanrı’dan gelmemiştir. Çünkü Tanrı’nın varlığı, insan aklının ötesinde bir konudur ve insan aklı bunu kavrayamaz. Agnostizme göre Tanrı’nın varlığı gibi bir konuda konuşmak, bilgi edinmek veya bir inanç sahibi olmak mümkün değildir.

Ateizm (Tanrıtanımazlık), Tanrı’nın varlığını reddetmek ve Tanrı yokmuş gibi davranmaktır. Ateizm, Allah’ın varlığını inkâr ettiği gibi tüm dinlere ve dinlerin Tanrı tasavvurlarına da karşıdır. Allah inancı karşısında tepkisel bir düşünce olan ateizm, Batı dünyasının bazı filozofları tarafından benimsenmiş ancak günümüzde düşünsel dayanaklarını yitirerek zayıflamıştır.

Tanrıtanımazlar, evrenin varlığını ve evrende meydana gelen olayları tesadüfe bağlarlar. Bilimsel bir sebebini bulamadıkları tüm olayların bir tesadüf sonucu meydana geldiğini savunurlar.
Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, millî ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olumsuzluklar, vahye dayalı olmayan inanç türlerinin sosyal hayatımızdaki birer tezahürüdür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir