İslam’da İbadetlerin Faydaları

İslam’da İbadetlerin Faydaları
İbadetlerin bireysel ve toplumsal olarak pekçok faydası vardır. Bireysel olarak ibadetler, kişinin yaratanı ile bağlarını sağlamlaştırır ve iç huzurunu güçlendirir. Çünkü ibadet eden insan, Allah’ın emirlerini yerine getirmiş ve ona şükretmiş olur. İbadet, insanda güven duygusunu ve sorumluluk bilincini geliştirir. İbadet eden kişi, kötülüklerden sakınır ve ahlaken gelişir. Toplumda faydalı ve saygın bir şahsiyet olarak yerini alır.
İbadetlerle sorumluluk bilinci gelişen bireylerin oluşturacağı toplumlarda güzel ahlak gelişir. Haksızlık ve kötülükler asgari seviyeye iner, sabır ve diğerkâmlık gibi güzel davranışlar yaygınlaşır. Böylece huzurlu bir toplum meydana gelir. Çünkü ibadetler sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik eder. Örneğin zekât toplumda zenginle fakir arasında bir sevgi ve kaynaşma vesilesidir. Özellikle birlikte kılınan namaz, ifa edilen hac, büyük bir sevinç ve barış içinde yapılan bayramlaşmalar toplumun huzur ve barışı için çok önemlidir.

İbadetlerin Bireysel Faydaları
Peygamberimiz İslam’ı tarif ederken, “İslam,Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.v.)’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmek (kelime-i şehadet getirmek),namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve ramazan orucunu tutmaktır.”1 buyurmak suretiyle belli başlı ibadetleri sıralamıştır. İbadetin anlam ve kapsamı çok geniştir. İslam’ı öğrenmek, öğretmek, yaşamak, dua ve tefekkürle Allah’a gönülden yönelmek bir ibadettir. Ailenin ihtiyaçlarını karşılamak, canı, malı, sağlığı, çevreyi, tabiatı ve doğal dengeyi korumak, iyiliği tavsiye edip kişiye ve topluma zarar veren davranışlardan kaçınmak da ibadettir.
Allah, insanlar ile kendi arasındaki yakın ilişkiye dikkat çeker; onlara çok yakın olduğunu, dua ettikleri zaman dualarına cevap vereceğini özellikle vurgular. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyrulur: “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar.”

Allah, yeryüzünde insanın yaşaması için gerekli olan bütün nimetleri yaratmıştır. Dikkat edilirse kendi bedenimizde ve çevremizde saymakla bitirilemeyecek nimetler olduğunu görürüz. Bu nimetlere karşı şükretmemiz gerektiğini hissederiz. Şükür, nimeti yaratan Allah ile o nimetten yararlanan insan arasında içten bir bağlılığa vesiledir. Şükrün en önemli göstergesi ise yerine getirilen ibadetlerdir. Namazda okunan Fâtiha suresinin ilk ayetleri Allah’a hamt ve şükür ile başlar. Yine İbrahim suresinin .
ayetinde, “…Şükrederseniz elbette (nimetlerimi) arttırırım, eğer nankörlük ederseniz de azabım çok çetindir…” buyrularak şükrün önemine dikkat çekilmiştir. Bizler de Allah ile ilişkimizi güçlendirmek için namaz, oruç gibi ibadetlerimizi yerine getirmeli, dua ve şükürle Allah’a yakınlığımızı
pekiştirmeliyiz.

İnsanın iç dünyası Allah’a ibadetle huzur bulur. Kur’an’da bu husus, “Onlar inanmışlar, kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.”1 şeklinde ifade edilmektedir.
Sıkıntılı zamanlarda Allah’a sığınmak insan tabiatının bir gereğidir. Hâlbuki insan her zaman Rabb’ine yönelmeli ve onunla olan bağını güçlü tutmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de huzuru sadece zenginlik, mal ve güç vasıtasıyla arayıp, yetime ve yoksula yardım etmeyen, sorumluluklarını yerine getirmeyen insanların mutsuz olacağı anlatılır.2 Gerçek huzur, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Nitekim Kur’an’da, “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen ondan hoşnut, o da senden hoşnut olarak Rabb’ine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!”3 buyrularak gerçek huzurun Allah’ ın hoşnutluğunu kazanmaya bağlı olduğu belirtilir.
Allah, her şeye gücü yeten bir varlıktır. İnsan dua ve ibadet yoluyla Allah’a sığınır. İnsan, Allah’a yönelerek ondan yardım ister. Allah’ın kullarını çok sevdiğini, kendisine açılan elleri boş çevirmeyeceğini bilir.
Namaz, oruç, zekât, hac gibi İslam’ın temel ibadetlerinin kötülükten, kibirden ve dedikodudan kaçınma; sabırlı, cömert, yardımsever olma gibi ahlaki davranışların gelişimine katkısı konusunda örnekler bularak arkadaşlarınızla paylaşınız.
İnsan, çeşitli sebeplerle bilerek ya da bilmeyerek bazı hatalar yapabilir, günah işleyebilir. Ancak daha sonra yaptıklarının yanlışlığını fark edip pişmanlık duyar. Hatasından, günahından dönmek için tövbe ve dua eder. Çünkü insan, pişmanlık duyduğu takdirde günahlarının Allah tarafından affedileceğini bilir. Bu bilgi onun umudunu canlı tutar ve güven duygusu uyandırır. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyrulmuş-tur: “Allah’a güvenin, hiç kimse Allah kadar güvene layık olamaz.”4

1 Ra’d suresi, 28. ayet.
2 Fecr suresi, 15-20. ayetler.
3 Fecr suresi, 27-30. ayetler.
4 Ahzâb suresi, 3. ayet.

Namaz ve dua, insanın Allah ile kurabileceği en iyi iletişim yoludur. Bundan dolayı namaz, diğer ibadetlerin özü ve özeti sayılmıştır. Namazda okunan ayet ve dualar, rükû ve secdede okunan tesbihler insanın Allah ile ilişkisini güçlendirir. Namaz, Allah’ ı sürekli hatırlamanın en büyük vesilesidir. Günün belli zamanlarında namaz kılan insan, hayatın sorun ve sıkıntılarından uzaklaşır. Allah ile baş başa kalır. Üstün ve yüce bir güce yönelmek, ona sığınmak, onun kendisine yardım edeceğini bilmek insana güven verir. Onu mutlu eder. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyrulmuştur: “İşte Rabb’iniz Allah odur. Ondan başka tanrı yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise ona kulluk edin, o her şeye vekildir (güvenilip dayanılacak tek varlık odur).”1 Diğer bir ayette ise, “…Müminler, yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.”2 İnsan, evreni ve içindekileri yaratan ve yaşatan Allah’a sığınmak suretiyle hiçbir zaman yalnızlık duygusuna ve ümitsizliğe kapılmaz. Zorluklar ve sorunlar karşısında daha kararlı davranır. Böylece merhameti ve kudreti sonsuz olan Allah’a sığınmanın huzurunu duyar.
Günlük ibadet olan namaz ile insan, zamanını planlar, gününü iyi değerlendirmeye, diğer dinî buyrukları yerine getirmeye de önem verir. Her gün belirli aralıklarla Allah’ın huzuruna çıkan insan, Allah’ ın her an kendisini görüp gözettiğini bilir ve inanır. Bu bilinç onu dürüst, erdemli ve sorumluluklarının farkında bir insan olmaya yöneltir.
Bazı ibadetlerin, kişinin ilgi ve dikkatini başkalarının sorunlarına yöneltmesine, onlarla ilgilenme sorumluluğunu kendisinde hissetmesine sebep olacak şekilde sosyal bir yönü vardır. Örneğin; zekât, sadaka, oruç, hac ve kurban ibadetleri bu şekilde insanın sorumluluk duygusunun gelişmesinde etkilidir. Bu ibadetler, insanı kırıcı ve sorumsuz davranışlardan büyük ölçüde uzak tutar.3 Böylece ibadetler sorumluluk bilincinin gelişmesine katkı sağlar.

Hz. Ali, günlük ibadetler konusunda da son derece titiz ve takva sahibi bir şahsiyettir. Hz. Ali,ibadetlerin önemi ve yerine getirilmesi konusunda bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Bu tavsiyelerden biri de şudur:
“.. .Dininizin bir farzını terk ettiğiniz zaman size Allah da halk da iyi gözle bakmaz.”
Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Öğretim Programı, s. 89.
1 En’âm suresi, 102. ayet.
2 Âl-i İmrân, 122. ayet.
3 Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, s. 243-245.

İbadetlerin Toplumsal Faydaları

İbadetler ile güzel ahlak arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?
İslam dininde emredilen ibadetlerin bireysel faydaları yanında toplumsal faydalan da vardır. Cuma, bayram ve teravih namazları insanlar arası ilişkilerin güçlenmesini, birlik ve beraberliğin gelişmesini sağlar. Ramazan orucu, zekât, sadaka ve kurban sosyal yönü olan ibadetlerdir. İbadetler sayesinde bireyler, bir topluma mensup olmanın, din kardeşliğinin öneminin ve bu kardeşlikten doğan gücün farkına varırlar. İbadetlerdeki Allah’a kulluk bilinci insanları; dürüst davranmaya, sözünde durmaya, başkalarının hakkını gözetmeye ve insani ilişkilerde güzel ahlaklı olmaya yöneltir.
İbadetler, insana ahlaklı bir kişilik yapı-
sı kazandırır. Onu gurur ve kibirden uzaklaştırır, alçak gönüllü ve hoşgörülü yapar. Başkalarına zarar verici davranışlardan alıkoyar. Diğer kişilere karşı sevgi, saygı ve bağlılığı kuvvetlendirir. Sosyal dayanışmayı, birlik ve beraberlik duygusunu geliştirir.
İslam ahlakını en iyi temsil eden Pey-gamberimizdir. Bu konuda Kur’an’da, “Ey Resulüm, elbetteki sen en güzel ahlak üzeresin.”1 Hz. Aişe’ye Hz. Peygamberin ahlakı sorulduğunda, “Allah’ın elçisinin ahlakı Kur’an idi.”2 diyerek onun ahlakının Kur’an ahlakı olduğuna dikkat çekmiştir. Bizler de Hz. Peygamberi örnek almalı ve ahlakımızı güzelleştirmeliyiz.
1 Kalem suresi, 4. ayet.
2 Müslim, Salatü’l-Müsafirîn, 139.
Kur’an okumak bir ibadettir. Kur’an’ ı anlayarak, üzerinde düşünerek ve hissederek okuyan bir kimse aynı zamanda ahla-kını güzelleştirir. Çünkü Kur’an gıybeti, dedikoduyu, yalanı ve meşru olmayan her türlü kazanç yollarını yasaklayarak insana doğru yolu gösteren bir kitaptır. Kur’an,

insana; davranış ve sözleriyle dengeli olmayı, iyiliği ve güzelliği, salih amel işlemeyi tavsiye etmiş ve bu şekilde davranan insanlara da mükâfat vadetmiştir.
Kur’an’da namazın insanı hayâsızlık ve kötülüklerden alıkoyan yönüne dikkat çekilmiştir. Namaz kılan insan, her an kendini Allah’ın huzurunda hisseder. Bilinçle kılınan namaz, müminin olgunlaşmasına, başkalarına zarar verici davranışlardan kaçınmasına ve ahlaki özelliklerinin gelişimine katkı sağlar. Namaz insanın günahından dolayı pişmanlığını bildirmesinin, kirlerden arınmasının ve Allah’ ın huzuruna günahla çıkmama kararlılığının bir göstergesidir. Böylece abdestle maddi kirlerden arınan insan, namazla da manevi kirlerinden arınmış olur. Bu şekilde kirlerden temizlenmiş insanların oluşturacağı bir toplum mutlu ve huzurlu olur. Nitekim Resulullah, “Söyleyin bakayım, sizden birinizin kapısının önünde bir akarsu bulunsa ve onda her gün beş defa yıkansa ne dersiniz? Bu yıkanma, onun kirinden pasından bir şey bırakır mı?” diye sorduğunda sahabeler, “Hayır, bu onun kirinden hiçbir şey bırakmaz.’ diye cevap vermişlerdir. Bunun üzerine Resulullah, “Beş (vakit) namaz da işte bunun gibidir. Onlarla Allah Teâlâ günahları siler, mahveder.”1 buyurmuştur.
Zekât ve sadaka, zenginlerle fakirler arsında bir köprü görevi görür. Zekâtı ve sadakayı veren kişi Allah rızası için verir. Zekâtı alan kişi ise kendisini minnet altında hissetmez. Zekât alan kişi yaşadığı toplumda yalnız olmadığını bilir. Kendisini anlayan, ona yardım eden hayırsever insanların olmasından dolayı Allah’a şükreder, yardım edene ise teşekkür eder. Böylece bu ibadetler, zengin ve fakir arasında duygusal yakınlaşmaya, karşılıklı sevgi ve saygının gelişmesine, sosyal dayanışmanın, birlik ve beraberlik duygularının artmasına, toplumsal barış ortamının oluşmasına katkı sağlar. Zengin her Müslümanın, varlığından fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine zekât vererek destek olması Kur’an’ın emridir. Kazancının belirli bir miktarını ihtiyaç sahiplerine zekât olarak veren kişi Allah’ın hoşnutluğunu kazanır. İbadetler, dostlukları geliştirir, pekiştirir, diğerkâmlık duygusunu canlandırır.

1 Buharî, Mevakıtü’s-Salat, 6.
2 Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, s. 245, 246.
3 Taberani, Mecmau’l-Kebir, C 20, s. 270.
Gelir dağılımındaki farklılıkların yol açtığı sorunlar toplum barışını tehdit edebilir. Bu farklılıkların en alt seviyeye indirilmesi ve servetin belli kişilerin ellerinde toplanmasını önleyip toplumun geneline yaygınlaştırılmasında zekât ve sadaka gibi ibadetlerin önemli rolü vardır.2 Varlıklı bir müminin verdiği zekât vesilesi ile ihtiyaç sahibi bir fakir, maddi sıkıntıdan kurtulur ve bu durum insanlar arasında sevgi, saygı ve dostlukların gelişmesine sebep olur. Nitekim Peygamberimizin de “Zekât, İslam’ın köprüsüdür.”3 buyurduğu ri-vayet edilmiştir.
Oruç ibadeti kötülüklerden korunma hususunda önemli bir yer tutar. Ayrıca oruç tutan kimse nimetlerden mahrum olmanın ve açlığın ne demek olduğunu bizzat tatmış olduğundan açlık ve yoksulluk çeken insanların sıkıntılarını daha iyi hisseder. Oruçlu kişi empati yaparak aç insanların hâlini anlar ve ihtiyaç sahiplerine yardımcı olur. Onları sevindirir. Ramazanda kurulan iftar sofraları, komşular ve akrabalar arasında samimiyeti pekiştirir, dayanışmaya ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunur. Böylece oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını canlandırır. Kötü davranışların oruçluya yakışmayacağını ve ibadetin Allah katındaki değerini azaltacağını bilir. Çünkü sadece yememek ve içmemek, oruç için yeterli değildir. Hz. Peygamber, “Kim kötü söz ve davranışları bırakmazsa onun yeme içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.”1 buyurarak oruç tuttuğu hâlde kötü huyları terk etmeyenlerin oruçlarına Allah’ın değer vermeyeceğini bildirmiştir.
ibadet

ibadetin-faydalari

ibadetin-faydalarii

Hac ibadeti Müslümanı günahlarından arındırır, kötü davranışlardan uzaklaştırır. Arafat’ta toplanan müminler, günahlarına karşı bir özeleştiri fırsatı elde ederler. Şeytan taşlama esnasında bütün kötülüklere karşı mücadele edeceklerine dair söz vermiş olurlar. Hac ibadeti esnasında saflığı, temizliği, günahlardan arınmışlığı temsil eden ihram giyen her insan tarağın dişleri gibi Allah’ın huzurunda eşitlenmektedir. Dünyanın dört bir yanından gelmiş farklı kültür, dil, anlayış ve ırktan insanlarla birlikte ibadet eden müminler, birlikte yaşamayı öğrenirler. Hac ibadeti, farklılıklara saygılı olmayı, üstünlüğün ırkta ve renkte değil, takvada olduğunu öğretir. Kişinin sosyal ve kültürel açıdan gelişmesi, başkalarıyla kaynaşması için iyi bir zemin oluşturur. Farklı ırk, dil ve kültürden insanların aynı amaç için bir araya gelmiş olmaları ve birlikte hareket etmeleri, aralarındaki kardeşliğin artmasını sağlar.
İbadetlerin, insanın kötü düşünce ve davranışlardan uzaklaşmasında önemli bir yeri vardır. Kişi Rabb’ine, kendisine, ailesine, topluma, insanlığa ve diğer bütün varlıklara karşı sorumluluk duygusuyla davranarak kötülüklerden kaçınır. Bu ahlaki özelliklerden ikisi de sabır ve diğerkâmlık duygularıdır. Diğerkâmlık, kişinin kendisinin de ihtiyacı olan bir şeyi başka insanlarla paylaşması, gerektiğinde başkalarına yardım etmesidir. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “…Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”1
Hastane, okul, çeşme, cami ve köprü gibi toplumun yararlandığı mekânları yaptırmak dinimizce “sadaka-i cariye” olarak nitelendirilmektedir. “Sadaka-i cariye”, kişi öldükten sonra da işlevi devam eden hayırları ve yardımları ifade eder. Peygamberimizden rivayet edilen bir hadise göre bu tür yar-

dımlarda bulunanların öldükten sonra da amellerine sevap verilmeye devam edilir.
İbadetlerin birçoğu cemaat hâlinde yapılır. Bu ise kişiler arasında birlik şuurunun uyanmasına katkı sağlar. Cemaatle kılınan beş vakit namaz, cuma I ve bayram namazları, hac vesilesiyle
Mescid-i Haram’da kılınan namazlar, toplumsal dayanışmayı ve yardımlaşmayı geliştirir. Aynı safta bulunan insanlar, birbirlerinin dert ve üzüntülerini paylaşarak bunların giderilmesinde iş birliği yaparlar. Bilmediklerini öğrenme, eksiklerini giderme ve hatalarını düzeltme fırsatı yakalarlar. İyilik yapma konusunda yarışırlar. Böylece aralarındaki kardeşlik duyguları pekişir. Birlikte yapılan ibadetler, insanlar arasındaki her türlü makam, mevki, rütbe, ırk üstünlüğü anlayışını ortadan kaldırmak suretiyle eşitlik duygusu oluşturur, toplumsal kaynaşmaya yardımcı olur.

İbadetlerin toplumsal faydalarından biri de kişide oluşturduğu sorumluluk duygusudur. İnsan, bu sorumluluğun gereği olarak başkalarının ibadet etme hakkına saygı duyar. Çünkü farklı inanç ve düşünce biçimlerine saygı duymak, tahammül etmek ve onları olgunlukla karşılamak bir erdemdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir