TÜRKLERDE VATAN KAVRAMI

TÜRKLERDE VATAN KAVRAMI

Türklerde toprak anlayışı, tarihi akış içinde toprağın millî ve manevi değerlerle yoğrularak vatanlaşmasını kapsamaktadır. Vatan, uğurunda canlar feda edilen mukaddes ülke demektir. Devletin maddi unsuru ülkedir. Ülke, devlet egemenliğinin ve devlet kudretinin kullanıldığı çevredir. Topraksız bir devlet düşünülemez. Halk toprağı, toprak da halkı tamamlayarak devleti oluştururlar.
Türk insanı ülkesine kutsal bir değer vererek sevmiş ve onu “vatan” olarak tanımlamıştır. Özellikle eski Türklerde hakanın tanrı tarafından görevlendirildiğine inanılmasının bir nedeni de, kutsal yer-su’ların sahipsiz kalmamasını ve korunmasını sağlamaktır. Türklerde ülke anlayışı ilk çağlardan beri var olmuş ve gelişmiştir. Keza, ülke devletin temeli ve Türk halkının ortak malıdır. Bu anlayışın örnekleri sık sık yaşanmıştır. Nitekim; Mete Han’ın gençliğinde komşu devlet olan Kunguzlar savaş bahanesi olması amacı ile, sırasıyla Mete’nin çok hızlı koşabilen atını, sonra da karısını isterler. Mete meclisin itirazlarına rağmen her ikisini de verir. Daha sonra Kunguzlar işe yaramayan çorak bir araziyi de isterler. Meclis bu kez Mete’ye atını ve karısını verdiğini, bu toprağı da vermesinde bir sakınca olmayacağını önerir. Buna karşı Mete, atının ve karısının kendisine ait olduğunu, ülkenin ise milletin malı olduğunu ve hiç bir kısmını kimseye veremeyeceğini söyler ve savaş kararı alır.
Eski Türk ilinde belirli sınırları bulunan toprak parçasına ülke (ulus) denmektedir. Yurt sözü, büyük çadırlar için kullanılsa da daha çok vatan kavramı kastedilmektedir. Ülke sınırlarına yaka denir. Ülke toprakları, hükümdar ailesinin özel mülkiyeti olmasından değil, millet adına yönetmek zorunda olduğu umûmî topraktır. Ülke, kaynağını tanrıdan alan kutsal törenin uygulandığı bu yüzden kutsallaşan toprak parçasıdır.
Eski Türklerde ülkenin bazı yerleri olağanüstü öneme sahiptir. Stratejik bakımdan önemli, otlağı bol, yolların kavşağındaki Ötüken Yaylası bu önemli yerlerden birsidir. Ötüken’in önemini arttıran en büyük özelliği kutsal bir yer olarak bilinmesidir. Hatta bu özelliğinden dolayı “İduk Ötüken” (Kutsal Ötüken, Mukaddes Ötüken) olarak anılmıştır. Bu inanışın eseri olarak Hun Devleti, Gök-Türkler, Avarlar ve Uygurlar başkentlerini ya bu bölgede kurmuşlar, ya da sonradan bu bölgeye taşımışlardır. Türklere göre tanrının dünyaya, dünyanın da tanrıya en yakın olduğu yer Ötüken’dir. Türklerin Ötükeni mübarek saymaları ve atalarından kalma yurtlarına bağlı kalmaları, “vatan” şuur ve sevgisinin en güzel örneklerindendir. Türk yurdunda bulunan yüksek dağlar, pınarlar, sular, ata mezarları vatanın mukaddes ruhları olup, yurdun korunmasını sağlayan manevi unsurlardır.
Türk halkı bir yandan vatanlarını korumaya çalışırken diğer yandan “gökyüzü çadırımız” anlayışı ile sınırlarını genişletmeye gayret etmişlerdir. Eski Türklerde vatan sevgisi çok kuvvetli idi. Hiçbir Türk vatanı için hayatını ve en sevdiği şeylerini feda etmekten çekinmezdi. Çünkü vatan, Gök Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesidir.
Türklerin İslâm’ı kabul etmeleri ile vatan sevgisi farklı bir boyut kazanmıştır. Özellikle Kur’an-ı Kerim’deki vatanın korunması, vatan için çalışmaya teşvik eden âyetlerin tefsir edilmesi ile vatan sevgisi ve korunması dinî bir görev hâline gelmiştir. Üzerinde yaşanan ülkenin mukaddes sayılıp korunması anlayışı, Türklerin tüm kurumlarında karşımıza çıkar. Selçuklular ve Osmanlılarda, son olarak da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu için verilen mücadeleler bunun en güzel örnekleridir.
Büyük Selçuklu devletinde de vatan kavramı, yer ve yurt tutmak kelimeleri ile ifade edilmiştir. Sultan Alp Arslan, vatan bilincini “mülk ticaret eşyası değildir” diyerek ifade etmiştir. Osmanlılarda da vatan toprakları kutsal sayılmış ve ona karşı yöneltilen her türlü tecavüze en sert şekilde karşı çıkılmıştır. Öyle ki “emvali miriyeyi” halkın tahammül edemeyeceği şekilde tahrip etmek cezalandırılması gereken bir fiil sayılmıştır. Sultan III. Murat zamanında (1581) Safeviler , Kanuni dönemindeki sınırların esas alınarak barış yapılmasını önermiştir. Son fethedilen yerlerin terk edilmesi anlamına gelen bu teklif “Türk atının bastığı yer Türkiye’ye aittir” cevabıyla hemen reddedilmiştir.
Ziya Gökalp ise vatanı, millî kültür olarak tanımlamış ve vatan sevgisinin millî vazifelerden ve millî ideallerden doğduğunu belirmiştir. Gerçek vatanın sadece üzerinde yaşanılan toprak olmayacağını, asıl olanın kültürel değerler olduğunu söyler ve üstünde yaşanılan toprağın ancak ona zarf olduğunu savunur.

kadıköy escort kartal escort ümraniye escort escort ankara ankara rus escort ataköy escort beylikdüzü escort bayan izmit escort avcılar escort bayan ankara escort bayan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir